Kadına Yönelik Şiddet

Kadına yönelik şiddet kavramı, dünya sağlık örgütü tarafından “kadının bedensel bütünlüğüne kadın olduğu için yapılan her türlü fiziksel, cinsel veya psikolojik müdahaleler sonucunda kadının zarar görmesi ve toplum içinde ya da özel hayatında kadına baskı uygulanılarak özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanması” şeklinde tanımlanmıştır.

Kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan hareketlerdir. İster kamusal, ister özel alanda olsun kadına yönelik her türlü baskı yöntemi şiddettir. Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız şekilde kadınları etkileyen şiddettir. Kadına yönelik şiddet, hemen hemen tüm dünya ülkelerinde gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın karşılaşılan önemli bir sosyal problemdir. Bu şiddet farklı ülkelerde farklı şekillerde ortaya çıksa da genel olarak fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde sınıflandırılabilir.

Psikologlar şiddete yol açan saldırganlığı insanın temel özellikleri arasında görmektedirler. Freud’a göre insanın iki temel içgüdüsü vardır: Biri cinsellik, diğeri saldırganlıktır. İnsan tabiatındaki bu temel içgüdülerin kullanılma biçim ve niteliği insanın gördüğü eğitime bağlı olarak değişir. Kendi içinde kültürel ve ekonomik denge ve uyum yaratmamış olan ailelerde şiddet için son derece elverişli bir ortam vardır. Ani dürtülerini kontrol etme yeteneği gelişmemiş, duygusal anlamda olgunlaşmamış insan böylesi ailelerde yetişir. Birinci boyut aile içi şiddet, ikincisi ise ailenin şiddet eğilimli bireyleriyle aile dışına taşan boyutudur. Aile içi şiddette iki önemli mağdur vardır. Şiddet daha çok bu iki hedefe, kadın ve çocuğa yönelmekte ve yoğunlaşmaktadır. Erkekler kadınlarına fiziksel ve öznel (manevi) tacizde bulunmaktadırlar. Aynı yöntem baba ile birlikte anne tarafından çocuklara yapılmaktadır.

Sonuç olarak toplumun aldığı hal; sosyal ve kültürel yozlaşma ortamı, beraberinde kişilerde genellikle öfke, suçluluk ve savunma tepkileri geliştirmektedir. Uzamış ve süreğenleşmiş stresli hayata bağlı olarak ise reaktif depresyon, ilgisizlik, sosyal çekilme, azalmış üretkenlik gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Şiddetin psikobiyolojik faktörleri de söz konusudur. Nörotransmitterler, limbik sistem ve endokrin bozukluklarının şiddetle bağlantısı görülmüştür. Psiiyatrik problemler arasında kişilik bozuklukları ve duygudurum bozuklukları da şiddet olgusunun sık rastlandığı bozukluklardır. Şiddetin önlenmesi ve kadına yönelik şiddetin azaltılmasında toplum ruh sağlığı merkezlerine ve bu alanda çalışan meslek elemanlarına ihtiyaç günden güne artmaktadır. Konu ile ilgili bilgi almak için 0212 537 61 60 numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.

Makaleyi Paylaş

Senin de Yorumun Bulunsun..

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir